Dünyayı gezerken bizi takip edin, maceramıza ortak olun !

Datça, MUĞLA

By 12:41:00 PM






Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmiş, 235 kilometrelik sahil şeridi ve 52 koyu, zengin flora ve faunası, pembe çiçekleri, şirin balıkçı lokantaları, Knidos antik kenti ile, oksijen bakımından dünyanın sayılı Türkiye’nin ise en zengin bölgesi olan, Ege ve Akdeniz’i buluşturan Datça, bu bayram tatilinde Selimiye’den sonra ikinci durağımızdı.








Datça beklediğimden çok daha büyüktü, biz buraya 3 gün ayırdık ve ucu ucuna yetti. Hatta bazı koyları göremedik bile. Selimiye’den Datça’ya 80 km’lik zorlu bir yolu devirerek geldik. Datça yolları korkulu rüyam oldu :( Her an tetikteydik ve bu sebeple de yavaş kullanmak zorunda kaldık. Yol 2 saate yakın sürdü. Vardığımızda akşam saati olduğu için dışarı çıkmadık otelde soluklandık, kaldığımız otelin sahibesi Alman Karina Hanımla sohbet ettik, ondan Datça’yı dinledik ve ertesi günün programını yaptık :) Karina Hanım çok cana yakın ve sevimli biri. Türkçeyi sonradan öğrendiği için aksanı çok tatlı.

Otel Villa Tokur tertemiz ve zevkle döşenmiş, bizden 10 puan alıyor :) Kahvaltı sofrası çok zengin değil ama bu aslında bizim şımarıklığımız çünkü her sabah karnımız gayet de doyuyor. Otelin bir başka önemli özelliği de merkezi olması, yeni Datça merkeze yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Ama biz yine de her yere arabayla gidiyoruz çünkü bir günde birçok yer geziyoruz :) Otelin bazı fotolarını aşağıda paylaşıyorum…

















İkinci gün sabahı kahvaltımızı ettikten sonra Datça merkezdeki koyları/plajları gözden geçiyoruz. Öğreniyoruz ki burada 5 ana plaj varmış: Kargı koyu, Taşlık plajı, Kumluk plajı, Azganlı plajı ve Hastane altı plajı. Hastane altı plajı pek çekici gelmiyor, resimlerini beğenmediğimiz için oraya uğramıyoruz bile :) Kumluk plajı dedikleri yer zaten akşam uğrayıp yemek yiyeceğimiz yer olduğu için burayı da es geçiyoruz… Azganlı plajı pek ıssız görünüyor, zaten daha önce burada köpek balığı görülmüş :) Taşlık plajına uğruyoruz bakıyoruz çok kalabalık ama ortam fena değil. Burada bir de bir şifalı suyla dolu olduğu iddia edilen bir gölet bulunuyor. İnsanlar tuzlu suda yüzdükten sonra buraya atlayıp ferahlıyor :) Kalabalık olmasaydı burada kesin denize girerdik.





Kargı koyuna devam ediyoruz ve Mandalya diye bir tesiste duruyoruz çünkü sadece burada boş şezlong bulabiliyoruz. Şansımıza mekan güzel, deniz çok güzel, servis hızlı, yemek yeri ya da kafe mi demeliyim, plajdan 10 basamak kadar yukarıda olduğu için yemek yerken güzel bir manzaraya şahit oluyorsunuz. Burada bol bol fotoğraf çekiyorum, işte bazıları :)










Akşam yemeği için kumluk plajı da denilen Datça limana geçiyoruz. Burası cıvıl cıvıl çok eğlenceli… Sanat sokağı, hediyelik eşya sokağı gibi birçok sokak var. Buralarda gezinmeyi ve alışveriş yapmayı ihmal etmiyoruz :)





Sahildeki restoranların hepsi harika görünüyor. Biz Kekik restorana oturuyoruz, ayaklarımız kumlarda, ara ara denizden dalga bize kadar ulaşıyoruz :) Deniz, yakamoz, yemekler harika, en bi sevdiğim kırmızı şarap… Anlayacağınız oldukça romantik bir ortam. Zaten biz de bu tatile evlilik yıldönümü kutlama amacıyla çıktığımız için konsepte uyuyor :) Şefin ellerine sağlık, yediğimiz mantarlı karidesin, laos balığının ve irmik tatlısının tadı hala damağımda… Biraz şarap, biraz mutluluk sarhoşu bugünü de bitirip otelimize dönüyoruz :)








Ertesi gün amacımız sabahtan Knidos’u ziyaret etmek ama uyanamıyoruz :) Amaan tatil dediğin böyle olur, canımız isterse uyuruz, isterse gezeriz deyip uyumaya devam ediyoruz :) Kahvaltıda sonra, Palamutbükü’ne doğru yola çıkıyoruz. Bu günümüzü de bu koyda geçiyoruz. Palamutbükü Datça’nın saklı koylarından biri. Yollar kötü olsa da, doğasına hayran kalıyoruz. Dağlar, tepeler, ormanlar arasında yol alırken, karşımıza masmavi koylar çıkıyor ve çocuklar gibi şenleniyoruz :) İşte Palamutbükü de aynen bu şekilde çıkıyor karşımıza. Deniz muhteşem görünüyor… Şezlong bulur bulmaz atıyoruz kendimizi denize… Burada sistem şöyle: yol boyunca birçok restoran/pansiyon var. Bunlardan bazıları günübirlik kullanıma açık oluyor. Belli ücret karşılığı - ki bu ücretler oldukça uygun (10-15 TL) - şezlong kiralıyorsunuz veya aynı tesisten yemek yiyip, şezlong ve şemsiye ücreti ödemiyorsunuz.



















Akşamında artık “Eski Datça”yı, yani diğer adıyla Reşadiye mahallesini, keşfetme zamanı diyoruz ve yine yola koyuluyoruz. Eski Datça otelimize ve merkeze yani Yeni Datça’ya çok yakın. Arabayla 20 dakikada ulaşıyoruz. Daha girer girmez buraya bayılıyoruz. “İşte şimdi oldu” dedirtiyor bize burası… Daha ilk girişte Can Yücel sokağını görüp giriyoruz. Yolun sonunda Can Yücel’in evine ulaşıyoruz. Bu sokak o kadar güzel ki burada birçok foto çekiyoruz. Bir beyefendi de benim fotoğrafımı çekmek için izin istiyor :) Öğreniyorum ki www.datcadetay.com sitesinin yazarı, amacı Datça’yı herkese en iyi şekilde tanıtmak, gelen turistlere yol göstermek. Şimdi de “Datça’da bayram” başlıklı yazı hazırlıyormuş. Belli ki benim de saçlarımda çiçeklerimle rengârenk etekli hallerim bayram konseptine uyuyor :) Muzaffer Bey’le biraz muhabbet ettikten sonra, bu sevimli sokakları keşfetmeye devam ediyoruz…

























Gezmekten ve fotoğraf çekmekten yorulduğumuz an, ana meydandaki (aslında meydan denemeyecek kadar küçük ama :)) Antik kafede çok hoş akustik müzik çalınıyor kulağımıza. Hemen içeri giriyoruz ve bir bar masasına kurulup, geceyi bu hoş mekânda tamamlıyoruz…







Eveeet… İşte son gün geldi çattı, daha görülecek çok yer var ama biz yine uyuyakalıyoruz :) Ve yine “olsun” deyip, kahvaltının ardından Karina Hanımla vedalaşıp, oteli terk ediyoruz… Mesudiye köyü mutlaka görülmesi gereken bir yer. Burada da aynı Palamutbükü gibi 3 saklı koy, ya da Datça’da bahsedilği gibi “bük”, bulunuyor: Hayıt bükü, Kızıl bük ve Ova bükü. Yine aynı şahane manzaralar eşliğinde yaklaşık yarım saatlik yolculuk yapıyoruz ve Hayıt büküne ulaşıyoruz. Ben burayı çok beğeniyorum çünkü Palamutbükü kadar büyük bir koy değil, daha sevimli, daha kapalı ve kesinlikle çok daha az dalgalı. Burada birkaç saatimizi geçiyoruz, bol bol yüzüyoruz…














Kızıl bük de buradan görünüyor, Hayıt büküne çok yakın olduğu için buraya uğramıyoruz ve Ova büküne geçiyoruz. Ova bükü tam fotoğraflık… Deniz masmavi, fakat çok dalgalı. Dalgalı olması yüzmemizi engelliyor ama muhteşem fotoğraflar çekiyoruz. Yemeğimizi yerken saatin 4 olduğunu fark ediyoruz ve Knidos’a gidilmeli mi gidilmemeli mi diye düşünüyoruz çünkü Knidos buradan 1 saat uzaklıkta, üstelik de havaalanından iyice uzaklaşmış oluyoruz. 3.5 saat olan havaalanı yolunu 4,5 saate çıkarmış oluyoruz ama olsun buraya kadar gelmişken, yarımadanın en uç noktası olan Knidos’u görmemek olmaz deyip atlıyoruz arabaya. Vee yine nefes kesici manzaralar…






















Knidos KapKrio (Deveboyu burnu) ve ana kara üzerine inşa edilmiş bir antik kent. Tarih ve nefes kesici manzaraları buluşturan bu antik kent nasıl olur da doğru düzgün korunmaz, hiç restore edilmez diye çok şaşırıyoruz. Bir yanınız Ege Denizi, bir yanınız Akdeniz. Manzara harika. Ben yine fotoğraf çekmeye ve çekinmeye doyamıyorum :)




Knidos antik çağın en ünlü ve zengin kentlerindendir. Sadece Akdeniz’deki gemilerin rotası üzerinde stratejik bir konuma sahip olmakla kalmayıp aynı zamanda, bilim, mimarlık ve sanatta ileri, kozmopolit bir kentti. Tarihin büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksus, doktor Euryphon, ünlü ressam Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos burada yaşamış. Doktor Euryphon ve öğrencileri zamanının ikinci büyük tıp okulunu Knidos’ta kurmuşlar. Eudoksus’un geliştirdiği ve dönemin büyük buluşu olan güneş saati, ören yerinde bugün de görülebilir. Fakat kentin asıl efsaneleşmesinin nedeni, bugün dünyada birçok kopyası olmasına rağmen orijinali bulunamamış, çıplak Knidos Afroditi heykeli. Heykeltıraş Praksiteles’in M.Ö. 4. yüzyılda yaptığı bu eserin ünü, dünyada çıplak olarak tasarlanmış, ilk kült Afrodit heykeli olmasından kaynaklanıyor. O dönemde büyük cüret gerektiren bir sanat eseri olarak kabul edilen bu heykelin hikayesi şöyle; Kos Adası’nın siparişi üzerine, Praksiteles iki Afrodit heykeli yapar. O zamana kadar tanrı heykelleri tamamıyla çıplak yapılır ancak tanrıça heykelleri hafif de olsa örtülü olurmuş. Praksiteles’in heykellerinden biri çırılçıplaktır ve ada halkı bunu çok müstehcen bularak geri çevirir. Oysa Knidos’lular heykeli beğenmiştir ve bunu satın alarak, kentin en yüksek terasına, Ege’den ve Akdeniz’den görülecek şekilde yerleştirirler. Ünlü tarihçi Lusien, banyodan yeni çıkmış ve elinde giysisini tutan Afrodit hakkında şunları söyler; ‘’Güzelliğini hiçbir şey örtmemiş, sol elinin eğimiyle kapadığı yerden başka.’’
Nasıl etkileyici değil mi? :)




















Knidos hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz wikipedia, datcadetay, datcarehberi gibi web sitelerinden yararlanabilirsiniz. Ben de yazayı yazarken biraz yararlandım :)

Knidos’u da geride bırakıp hiç mola vermeden, Milas havaalanına doğru yola çıkıyoruz. Gelirken uçağı kaçırmış olabiliriz ama bu sefer öyle bir niyetimiz yok :) Ve azmin zaferi… 4.5 saatlik yolu 3.5 saatte katediyoruz ve havalanına 1 saat erken varıyoruz :) 6 günlük tatilimiz boyunca hiç bakmadığım iş maillerime, whatssup mesajlarına şöyle bir göz atıyorum ve tatilin bittiği gerçeğini kabul ediyorum :(



Datça’da “yapmadan dönmeyin” listesi bence şöyle olmalı:
-        Kargı koyu ve Hayıt bükünün muhteşem denizinde yüzmeden,
-        Ova bükü sahilinde bol bol fotoğraf çekmeden,
-        Eski Datça’yı ziyaret etmeden, burada keyifli bir akşam geçirmeden,
-        Knidos’u görmeden,
-        Sahilde balık restoranlarından birinde romantik bir akşam yemeği yemeden,
-        Emekli olduktan sonra Datça’ya yerleşmiş ve el emeği göz nuru hediyelik eşya satan dünya şekeri kadınlardan alışveriş yapmadan…
-       Ve bal, badem almadan :)

Bir sonraki gezi yazımda buluşmak üzere… TRAVEL bölümündeki diğer yazılara da göz attığınızdan emin olun :)

8 comments

  1. OMG! So many beautiful photos!
    Amazing place! And you look like a princess!!!
    xoxo
    pearlinfashion.blogspot.com

    ReplyDelete
    Replies
    1. thanks a lot dear I am so glad you liked it :)

      Delete
  2. Bir Datça hayranı olarak,görsellere anlatışınıza hayran kaldım...

    ReplyDelete
  3. fotoğraflar muhteşem, süper gözüküyorsunuz. iyi eğlenceler:)

    ReplyDelete
  4. fotograflar resmen ordaymısım hhissi verdi bayıldııım

    ReplyDelete