Dünyayı gezerken bizi takip edin, maceramıza ortak olun !

Güzel Atlar Ülkesi - Kapadokya

By 2:30:00 PM



Yeni yerler keşfetmek, tatil yapmak deyince genelde aklıma yurtdışı geliyordu ama gerçek şu ki Türkiye'nin gerek tarihi eser gerek kültür gerekse yemek ve eğlence bakımından oldukça zengin bir ülke olduğunu unutuyordum. Tabi bunu anlamamda euro'nun 3 TL'yi yükselmiş olmasının da biraz payı var :)

Bu sene ilk tatilimizi Kapadokya'da yaptik. Bizi nasıl etkilediğini anlatacak kelimeler bulmakta zorlansam da Kapadokya'nın bütün güzelliklerini sizlere en güzel şekilde aktarmaya çalışacağım. Eşim, ben ve 4 üniversite arkadaşımız Mart ayında bir cumartesi sabahı uçağımızı son dakika yakalayarak Nevşehir havalanına indik ve bir vito kiralayarak turumuza başladık. İlk iş, tavsiye üzerine bulduğumuz Uçhisar bölgesinde bulunan, Kapadokya’nın kültürünü en iyi şekilde yansıttığını düşündüğüm ve muhteşem bir manzaraya sahip Taşkonaklar oteline yerleşip bölge ile ilgili bilgi edindik. Oteli bir anlatmaya başlarsam bitiremem diye korkuyorum :) Onun için aşağıda bir kaç fotoğraf paylaşıyorum, siz zaten ne demek istediğimi anlayacaksınız.























Aslında rotamızı anlatmaya başlamadan önce Kapadokya tarihi ile ilgili öğrendiklerimi sizinle paylaşmak isterim. Ülkelerin ve şehirlerin tarihini bilerek gezmek bence en doğrusudur çünkü bu şekilde gördüğümüz herşey daha anlamlı ve etkileyici gelir :)

Kapadokya bölgesi, başta Nevşehir olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksayar ve Kayseri illerine yayılmış bir bölgedir. Kapadokya bölgesi 60 milyon yıl önce Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır. Coğrafi olaylar Peribacaları'nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya'nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu'nun da önemli kavşaklarından biridir. Hititler'in yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kayalara oyulan evler ve kiliseler, bölgeyi Roma İmparatorluğu'nun baskısından kaçan Hristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiştir. MÖ 12. yüzyılda Hitit İmparatorluğu'nun çöküşüyle bölgede karanlık bir dönem başlar. Bu dönemde Asur ve Frigya etkileri taşıyan geç Hitit Kralları bölgeye egemen olur. Bu Krallıklar MÖ 6. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer.

Bugün kullanılan Kapadokya adı, Pers dilinde "Güzel Atlar Ülkesi" anlamına gelir. MÖ 3. yüzyıl sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede hissedilmeye başlar. MÖ 1. yüzyıl ortalarında Kapadokya Kralları, Romalı generallerin gücüyle atanmakta ve tahttan indirilmektedir. MS 17 yılında son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma'nın bir eyaleti olur. İkinci dönem Roma ve Bizans dönemleri ve son dönem Türk dönemidir. Kapadokya'da Türk dönemi, Bizans'tan sonra Selçukluların bölgeye hakimiyeti ile başlar. Anadolu beylikleri ve Osmanlı Devleti'nin etkileri, Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemi ile devam eder.(www.wikipedia.org)

Evet gelelim bizim gezimize… Birinci gün ilk durağımız Göreme açık hava müzesinin yanındaki ‘Sedef’ restoranttı. Burada geleneksel testi kebabının tadına baktık. Anadolu diye düşünmeyin turistik bölge olduğu için burada da fiyatlar İstanbul’u aratmıyor :) Enerji depoladıktan sonra ‘Göreme açık hava müzesi’ni keşfe başladık.



Müze kaya içine oyulmuş manastırlar, kiliseler, şapeller, yemekhaneler, mutfaklar ve yaşam alanlarından oluşmaktadır. Bu bölge Hıristiyanlık tarihinde önemli bir kişi olan Kayseri Piskoposu Aziz Basil tarafından 4. yüzyılda bir dini eğitim ve düşünce merkezi olarak kurdurulmuş. Hıristiyanlık düşüncesine bir çok yenilik getiren Aziz Basil'in fikirleri ilk olarak burada öğretilmeye başlanmış. Bölgedeki manastır hayatı 1000 yıl kadar sürmüş. Müzede görülmesi gereken bazı kiliseler: Aziz Basil Şapeli, Elmalı Kilise (bu kiliseye Elmalı kilise denmesinin nedeni Ana apsisin hemen önündeki kubbenin içinde bulunan Archangel Michael tasfirinin elinde tuttuğu küresel nesnenin elmaya benzetilmesidir. Archangel Michael bizim dinimizde de 4 büyük meleklerden biri olan ve doğa olaylarının idare edilmesinden sorumlu Mikail'dir.), Azize Barbara kilisesi (Mısırlı olan ve hıristiyan inancı nedeniyle babası tarafından öldürüldüğü için şehit kabul edilen Azize Barbara adına yapılmış.), Yılanlı Kilise (adını ejderha ile savaşan Aziz George tasfirinden alır. Duvardaki yeşil ejderha figürü yılana benzetildiği için yılanlı kilise olarak adlandırılmış), Azize Catherine Şapeli (Bu kilise Azize Catherine adına yapılmış. Anlatılana göre Azize Catherine Hz. İsa'yı rüyasında görüyor ve uyandığında parmağında Hz. İsa'nın yüzüğünün takılı buluyor. Yıllarca Mısırda hermit olarak yaşamış Azize Catherine birçok öğrenciye hıristiyanlığı öğretmiş bir şahsiyetmiş). (http://kapadokyaweb.com)  

Müze belki de ilk durağımız olduğu için o an çok etkiledi bizi ama kısa sürede birbirinin aynısı olan kiliseleri gezmekten usanan ben, diğer duraklarımız için sabırsızlanmaya başladım :) Buyrun bakalım siz beğenecek misiniz Göreme açık hava müzesini…








İkinci durağımız benim daha çok beğendiğim Uçhisar kalesi oldu… Belki de bunda buraya gün batımına yakın bir zamanda varmamızın etkisi olmuştur. Bin yıldan fazla süre boyunca hatta 1950'li yıllara kadar insanlar kale içine oyulmuş odalarda yaşamış. Tepeye tırmanmak hiç kolay olmasa da yukarıdan manzara muhteşem… Bölgedeki birçok vadinin yanısıra Peribacaları'nın oluşmasında büyük öneme sahip Hasan ve Erciyes dağlarının heybetli manzarası izlenebilir. Burada doya doya fotoğraf çekilebilirsiniz.. Hele ki şansınıza hava güzel ve hafif bulutluysa efsane kareler çıkacaktır eminim :)






Eeee bu kadar yorulduktan sonra artık keyif yapma zamanı dedik, Balkon restoranda yemeklerimizi bi güzel yedikten sonra soluğu Kocabağ şarap evinde aldık. Şarap tadımı yapıp en beğendiklerimizi aldık ve otelin yolunu tuttuk. Otel sahibesi o kadar tatlı bir bayandı ki bizi evinde ağırlıyormuş gibi ağırladı. Gittiğimiz sezonda kapalı olan şömineli salonu bile sırf bizim için açtı ve keyifli dakikalar geçirmek için en güzel ortamı hazırladı. Şarap, şöminede yanan odun kokusu, dostlarım… Gezmeyi tozmayı tırmanmayı zıplamayı çok severim ama ne yalan söyleyeyim gezinin en mutlu en değerli saatleri bu andı :)







Haa bu arada anlatmayı unuttum ilk gün uğradığımız noktalara ulaşmaya çalışırken yol üstü gördüğümüz birçok baloncuya da uğradık ertesi sabah balona binmeyi kafaya koymuştuk ne de olsa :) Aldığımız fiyatlar kişi başı 500 ile 750 TL arası değişiyordu ama bıkmadık usanmadık aradık araştırdık, her oturduğumuz yerde garsonlara, restoran sahiplerine sorduk tanıdık aradık ve sonunda kişi başı 200 TL’ye anlaştık :) Yani siz siz olun o fiyatlara razı olmayın pazarlık yapın demek ki indirebiliyorlarmış :)

Ertesi sabah balon ekibi, sabah saat 04:30'da bizi otelden aldılar ve tesislere götürdüler. Burda bize kahvaltı ikram ettiler, süreci anlattılar ve 05:30 gibi balona bineceğimiz alana doğru yola çıktık. İlk aşamada gereksiz bulsam da bindikten sonra anladım ki balona binmek Kapadokya’da ‘bunları yapmadan dönmeyin’ listesinde en başta yer alıyor :)

Balon yükseldikçe manzara daha da büyüleyici hale gelmeye başlıyordu… Üstelik bir de güneş doğmaya başlayınca gözlerimizi manzaradan, parmaklarımızı fotoğraf makinesinden alamaz olmuştuk :)

Pilotumuz oldukça tecrübeli olduğu için ara ara kayalıkların yakınından geçerek bizi adrenalin yaşatıyordu :) İniş yapmayla ilgili birçok korkutucu hikaye duymuştuk, bu sebeple de en korktuğumuz an gelip çattığında manzarayı unutup yapmamız gerekenlere konsantre olmuştuk. Fakat endişelenecek birşey yokmuş usta pilotumuz öyle super bir iniş yaptı ki, hep bir ağızdan ‘vauuu verdiğimiz her kuruşa değdi gerçekten’ dedik. İndikten sonra şampanyalı kutlama yaptık ve uçuş sertifikalarımızı aldık :) Daha sonra, biz uçarken bizi karadan takip eden arabalarla otelimize kadar bırakıldık. Bu kadar çok anlattım ama aslında otelimize vardığımızda saat daha sabahın 8’ydi :)





























Kahvaltıdan sonra hiç uyumadan otelin muhteşem manzarasında kahvemizi içtik ve Kapadokya’yı keşfe devam etmek için yola koyulduk. Bugün ilk durağımız Kapadokya bölgesine has yeraltı şehirleri içinde en büyüğü olan Derinkuyu olacak.

Tarihte birçok uygarlığa ev sahipliği yapan bu şehir, Hristiyanlığın yayılma döneminde savunma ve saklanma amacıyla kullanılmış. Bu yeraltı şehrinin yapılma sebebi daha çok tehlike anlarında halkın geçici olarak sığınmasını sağlamakmış. Bu devasa şehirde ahır, kiler, yemekhane, kilise, şaraphane, misyonerler okulu, günah çıkarma yeri, vaftiz havuzu, kuyu ve mezar odaları mevcut. Bu yeraltı şehrinin kaç katlı olduğu bilinmiyormuş ama 8 katı ziyarete açık durumda. Aynı zamanda, bu şehrin yörede bulunan hemen hemen her evle gizli geçitlerle bağlantılıymış.




Bu kadar çok karanlık yeter, artık güzel havanın tadını çıkaralım deyip, ikinci durağımız olan İhlara Vadisi’ne doğru yola çıktık. Ihlara vadisi, Hasandağı volkanından püskürtülen lavların akarsu aşındırması sonucunda oluşmuş bir vadidir. Melendiz çayı, milyonlarca yıllık bir sürecin sonunda, kanyon görünümlü bu vadiyi meydana getirmiştir. Bu çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını sağlayan Melendiz çayına ilk çağlarda Kapadokya ırmağı anlamına gelen "Potamus Kapadukus" denilmekteymiş.14 km uzunluğunda ki vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunmaktadır. Bazı barınaklar ve kiliseler yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirine tünellerle bağlantılıymış. Ihlara vadisinde keyifli zaman geçirdik ve çok güzel fotoğraflar çektik. Yorulduğumuzu hissettiğimizde kafe/restoran tabelalarını takip etmeye başladık ve nihayet soluklanma fırsatı bulduk.





















Ihlara vadisinden ayrılığımızda havanın kararmak üzere olduğunu farkettik ve Ürgüp’teki Turasan Şarapevi’nin yolunu tuttuk. Asmalı Konağı malesef arabadan görebildik sadece ama yine de güzeldi :) Şarapevi’nde şarap tadımı yapıp, yine en sevdiklerimizi aldık ve arabaya atladığımız gibi Kapadokya’da gün batımı izlenecek en güzel tepesine sahip Kızılçukur vadisi'ne doğru yola çıktık.

Ayyy işte burası gerçekten unutulmazdı. İçtiğimiz şarapların etkisi, manzaranın sarhoşluğu, dostlarımızın sıcaklığıyla işte ortaya bu kareler çıktı :)












Bugünlük bitti mi dersiniz? Tabi ki hayır :) Gündüzden rezervasyon yaptırdığımız, Ayvalı köyünde bulunan, Cappadocia Home Cooking son durağımızdı. Rezervasyon yaptırırken karşıdaki beyefendinin ne yemek istediğimizi sorması ve menüyü belirlemeye çalışması bizi şaşırtmıştı o an, ama mekanı görünce herşey anlaşıldı :) Burası aslında çok cici bir ailenin eviymiş. Ev birkaç katlı, bir katında kendileri yaşıyor diğer katlarını ise restoran olarak kullanıyorlarmış. Hatta bir zamanlar otel olarak kullandıkları bazı odaları bile varmış. Hepimiz buraya hayran olmuştuk. Sonrasında mekan bizi şaşırtmaya devam etti. Masaya gelen yemekler şahaneydi, aile de (Teyze, oğlu ve gelini :)) yemek boyunca bizimle oturdu, muhabbet ettiler. Gelin kaynana atışmaları çok tatlıydı, çok eğlendik :) En sonunda ise hemen yanıbaşımızdaki sobanın içinden çıkan patatesler ve üzerinde demlenen çay geldi sofraya. Gerçekten tek kelimeyle kusursuzdu.   


  
Son gün kahvaltıdan sonra, istemeyerek de olsa check out yaptırdıp oteli terk ettik. Bu Kapadokya’daki son günümüzdü ama görülecek daha çok yer vardı :)
Kapadokya deyince ilk akla gelen peri bacalarıdır aslında. Peri bacalarının en ünlüsü olan ‘Üç güzeller’ bugün ilk durağımız olacaktı. Burayı özel kılan görüntüsünden çok efsanesi bence :) Üç Güzeller efsanesine göre, Kapadokyada bir kral, bir de prenses yaşamaktadır. Prenses bir çobana aşık olur ve evlenmeye karar verir; evlenirler. Prenses ve çobanın evlenmesinde kralın onayı bulunmamaktadır. Evlenen prenses ve çobanın bir çocukları olur. Fakat kral hala, kızını, ve evlendiği çobanı affetmemiştir. Sonunda, prenses, çoban ve çocuklarının peşine bir asker grubu takar, yakalanıp öldürülmelerini emreder. Üç Güzeller efsanesine göre artık kaçmaları imkansız olan prenses, çoban ve çocukları için, prensesin Allah’a bir yakarışı bulunmaktadır: ”Allahım, bir mucizeni göster ve bizi bu eziyetten kurtar…” Prensesin sesinin Allah tarafından duyulduğuna inanılan Üç Güzeller efsanesinde, prenses, çoban, ve çocukları birer taşa çevrilmiştirler.





Üç güzellerin bulunduğu alanda çok güzel bir çarşı var, biz hediyelik eşya alışverişimizi buradan yaptık. Size de tavsiye ederim fiyatlar da gayet uygun.



Daha sonrasında sırayla Devrent, Zelve, Çavuşin kilisesi ve Avanos çanakçılar bölgesini gezdik. 







En çok Zelve’yi beğendiğim için çok kısa buradan bahsedip yazımı bitiyorum. Fazla uzun olduğunun farkındayım :) Zelve’ye daha ilk girişte büyüleyici atmosferi hissetmeye başladık. Zelve aslında aynı Göreme açık hava müzesine benziyor. İçinde manastırlar, kiliseler ve yerleşim yerlerinin bulunduğu bu alan Hıristiyanlığın bölgede ilk yayılmaya başladığı yermiş. Bölge Hıristiyanlık döneminin sona ermesinden sonra da 1950'li yıllara kadar köy olarak kullanılmış. O yıllarda kaya evler içinde yaşayan insanlar daha sonra vadiye 2 km uzaklıkta kurulan Zelve Köyü'ne taşınmışlar.










Avanos ise seramik atölyelerinin bulunduğu, toprağın şekillendirilip pişirilerek kaba kacağa dönüştüğü yerdir. Burada da çok eğlendik ve bol bol fotoğraf çektil. Tezgahın başına oturup ustanın yardımı ile, kendi ellerinizle çamuru biçimlendirmek burada adetmiş. Daha sonra da armağan olarak yaptığınız çömleği götürebiliyorsunuz. Bizim bir arkadaş da denedi ve ortaya bu görüntüler çıktı :)






 Avanos’tan mutlaka alışveriş yapın, zaten ben söylemesem de bunları görüp de satın almamanız mümkün mü? :)



Ha bu arada bir tüyo: Kapadokya’ya gelir gelmez hemen bir Müze kart edinmenizde fayda var çünkü bu anlattğım yerlerin hepsinde giriş ücreti ödeniyor. Müze karta 20 TL ödeyerek ekonomi yapabilirsiniz :) Hem bu müze kartı bir yıl boyunca Türkiye’nin bütün müzelerinde kullanabilirsiniz.

Yapmadan dönmeyin:

Balona binin
Kapadokya kültürünü yansıtan taş otellerden birinde konaklayın
Şarapların tadına bakın
Manzara eşliğinde şarap için, gün batımı izleyin
Kapadokya Home Cooking’e akşam yemeğine gidin
Zelve’yi ve Uçhisar kalesini kesin gezin
Peri Bacalarını fotoğraflayın

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere :)

12 comments

  1. Güzel bir gezi olmuş. Kendim gitmiş kadar oldum ;) Paylaşım için teşekkürler...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Rica ederim canim :) faydali olabildiysem ne mutlu bana :)

      Delete
  2. Fotoğraflar harika canım benimm
    Kapadokyaya gidesimi getirdin:)
    Ne kadar güzel vakit geçirdiğiniz fotoğraflardaki enerjinizden belli oluyor:)
    Öpüyorum çok

    ReplyDelete
    Replies
    1. Canim mutlaka gitmen lazim cok keyifli bi yer :)

      Delete
  3. Harika bir gezi olmuş:) Hangi kareden bahsedeyim..:) hepsi birbiri den güzel ve dolu dolu geçmiş;) zaman! Bu arada doğum gününüz kutlu olsun. Hep böyle güzel ve dolu dolu geçsin günleriniz! Nice güzel yıllara!:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Cok tesekkur ederim canim cok mutlu ettin beni :) begendigine sevindim umarim gezmeye gittiginizde faydali olur yazim :)

      Delete
  4. kapadokyaya daha önce gitmiş fakat bu kadar ayrıntılı gezmeye vaktim olmamıştı.. tekrar gidesim geldi :)
    taş odalar da gerçekten çok harika!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de bi kere daha gitmek isterim gercekten cok guzel :)

      Delete
  5. ayyyyyyy cnm ne güzel kareler yakalamışsın yaaa! bayılıyorum senin çekimlerine:))) oraya gidesim geldi hemen:P harika zaman geçirmiş gibisin:)))))

    ReplyDelete
    Replies
    1. tatlım çok teşekkür ederim :) evet çok güzel bir geziydi eğlendik yorgunluğumuzu attık :) mutlaka gidilmeli bence Kapadokya büyüleyici gerçekten :)

      Delete
  6. aman Allahım sizin fotğrafların hepsi birbirinden güzel biz çocukla gidince pek dağ tepe tırmanamadık.siz tadını çıkarmışsınız.ama kesinlikle görülesi bir yermiş bende öyle düşündüm.

    ReplyDelete
    Replies
    1. çoook teşekkür ederim beğendiğinize sevindim :) sizin fotolar da çok güzel ama ben çok beğendim... zaten o kadar güzel bir yer ki her objektiften güzel kareler çıkıyor :)

      Delete